|
Kıbrıs Yazıları’nın üçüncü ve dördüncü sayılarının hummalı hazırlıkları devam ederken, Kıbrıs Türk siyaseti de merkezinde siyasal etik tartışmalarının yer aldığı kaotik bir sürece tanık olmuştur. Siyaset ve toplum, başka bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da iki büyük kampa ayrılmış, birbirini dinlemeden, anlamadan, yeni açılımlar üretmeden “tartışma” geleneği, bu süreçte bir kez daha hakim kılınmıştır. Bu toz duman bulutu içinde, izlenen yöntemler, kurulan ilişkiler ve bunun sonucunda oluşturulan yeni iktidar yapısı bağlamında yapılan değerlendirmelerin, sağdan sola kadar uzanan siyasal spektrumun bütün unsurları tarafından, kendilerine yontma ve kendi siyasal duruşlarını haklılaştırma gayretleri biçiminde tecelli etmesinin, Kıbrıs Türk siyasal tarihi ve siyasal kültürünün gelişimi ve bugün itibarıyla geldiği yer bakımından önemli ve anlamlı göstergeler içerdiğini söylemek ise mümkündür.
Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- NAZIM BERATLI -
Nedir tarih? Geçmişteki “büyük adamların” maceralarının anlatıldığı bir menkıbeler silsilesi mi? Ulusların geçmişte ne gibi kahramanlıklar yaptığını anlatarak, bugünkü sefaletlerini unutmalarına yarayan bir efsaneler toplamı mı? Yoksa bir hamaset edebiyatı mı? Bugünkü politikacıların güncel iddialarına kanıtlar arayarak onları haklı çıkarmaya çalışan bir uğraş mı? Toplumsal sınıfların nasıl oluşup geliştiğini anlatan bir ideolojik gayretkeşlik mi? Yoksa geçmişte her ne olduysa onu doğru anlayıp, kendi dimağının süzgecinden geçirerek, gelecekte de neler olabileceğine değgin kendinize ait bir projeksiyon oluşturma çabası mı? Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- NİYAZİ KIZILYÜREK -
Kıbrıs Rum toplumunun milli hedefi Enosis ile Kıbrıs Türk toplumunun benimsediği Taksim tezlerinin tarihçeleri oldukça farklıdır. Milli siyasi programların oluşmasında ortaya çıkan bu farklılık, iki toplumun milliyetçilik olgusuyla tanışmalarında yaşadıkları farklı tarihsel deneyim ve süreçleri de anlatır. Kıbrıs Rum milliyetçiliği toplumsal, kültürel ve siyasi bir dönüşüm sonucu yükselişe geçerek ve kimlik formasyonu süreçlerini de tamamlayarak siyasi programı olan Enosis’i kitlelere yayarken, Taksim tezi, Sömürgeci İngiltere’nin jeo-stratejik kaygılarla Türkiye’yi harekete geçirmesi sonucu doğdu. Bu çalışmada, Kıbrıs’ta Taksim tezinin tarih sahnesine çıkışı mercek altına alınıyor. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- ABDURRAHMAN SAYGILI -
Hemen baştan söylemek gerekirse, bu makalenin amacı Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ta kaybolan kişilerin akıbetini ortaya çıkarmak için kurduğu ve çalışmalarına halen devam etmekte olan Kıbrıs Kayıp Kişiler Komitesi’nin (Committee on Missing Persons in Cyprus) salt hukuki bir analizini yapmak, bu Komitenin etkinliği üzerine tahlillerde bulunmak veya söz konusu Komitenin kabul edilebilirliğini incelemek değil. Makalenin amacı, kimin haklı olduğunu, kimin daha çok kayıp verdiğini ya da kimin daha çok acı çektiğini tespit etmek hiç değil. Öyleyse bu makalenin amacı nedir? Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- TURGUT TURHAN -
İnsanlık, özellikle batılı toplumlar, anlaşılması, algılanması ve izlenmesi oldukça güç olan hızlı bir değişim ve dönüşüm içindedir. Temelde hâlâ “sanayi toplumu” olarak anılmalarına rağmen, “batılı toplumlar”ın, günümüzde “sanayi toplumu” modelinden “bilgi toplumu” modeline, “Fordist üretim” tarzından, “Post-Fordist” üretim tarzına ve “modernite”den de “post-modernite”ye geçtikleri yıllardır ifade edilmektedir. Altında ekonomik, kültürel ve siyasi küreselleşme olgusunun yattığı kabul edilen bu gelişmeler ise, doğal olarak, yıllarca önce “sanki bir daha hiç tartışılmayacak ve değiştirilmeyecek”miş gibi tanımlanmış olan bazı kavramları zorlamakta ve bu kavramların anlam, kapsam ve içerik bakımından yeniden yorumlanarak tanımlanmasını gündeme getirmektedir. “Egemenlik”, “ulus devlet”,” laiklik”, “sol”, “liberalizm” ve hatta “cumhuriyet” gibi bir zamanlar “yerleşmiş” olarak kabul edilen bazı kavramların ortaya çıkan yeni eğilimler ve yönelimler doğrultusunda yeniden yorumlanması ise, yorum faaliyetinin doğal bir parçası olarak, bu kavramların tarihsel gelişim süreçlerinin de yeniden gözden geçirilerek irdelenmesini zorunlu hale getirmektedir. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- SÜLEYMAN İRVAN -
Kıbrıslı Türk gazetecilerin mesleki ve etik değerlerini betimlemek amacıyla yaptığımız bir alan çalışmasından yola çıkarak yazdığım bir yazının sonunda Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) için şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Habercilikte Anadolu Ajansı’nın ‘hızlı ve tarafsız habercilik’ anlayışını benimseyen TAK, bu anlayışıyla yaptığı haberlerle tüm gazeteleri memnun eder görünmektedir.” Ancak bu tespit büyük ölçüde bugün için doğrudur ve TAK’ın kuruluş sürecini açıklamaktan uzaktır. Bu yazıda, günümüzde Kıbrıs Türk basınının en önemli haber kaynağı durumundaki TAK hakkında bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- METE HATAY -
Kıbrıs tarih yazımında bugüne kadar daha çok Kıbrıs’ın, askeri, siyasi, stratejik ve sosyal yanlarıyla ilgili konulara önem verilmiştir. Din ve inanç tarihiyle ilgili çalışmalar ise genellikle Ortodoks Kilisesi ve Rum toplumu üzerine yapılmış araştırmalardan oluşmaktadır. Kıbrıs Türk toplumunun inanç yapısı, İslâm ile olan ilişkileri, dini duruşu v.s. hakkında yazılan kitaplar ise iki elin parmakları kadardır. Bu alanda derinlemesine yapılacak araştırmalara şiddetle ihtiyaç vardır. Bugüne kadar, Kıbrıslı Türklerin dini açıdan niye bu kadar liberal, hatta “agnostik” oldukları sorusuna tatmin edici bir cevap bulunamamıştır. Müslüman bir kimliğe sahip olduğu düşünülen Kıbrıslı Türklerin dinsel yolculuğunun hikayesinin yazılması, günümüz toplumunun yapısını daha iyi bir şekilde analiz edebilmemize birçok açıdan yardımcı olacaktır. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- TAMER ÖNCÜL -
Son çeyrek yüzyılda, çevre uygarlıklardan görünmez duvarlarla yalıtlanan bir “yarı-ada”da üretime (üstelik bu üretim sıradan olmanın ötesinde, yaratıcı üretimdir) dayalı bir olguyu tartışmak, oldukça karmaşık bir yumağı çözmeye benzer. Yumak, kurcalanmaktan parçalanmış, iki ip/ucu yerine, yüzlerce (sahte) uç çıkmıştır ortaya… Tam, “işte gerçek ip/ucunu yakaladım!” dediğiniz anda, sonu hemen gelen kısacık bir ip parçasıyla karşı karşıya kalır, şaşırırsınız… Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- ÜMİT İNATÇI -
Özellikle bizim gibi homojen kültür yapısına sahip olmayan, birçok kez sömürgeleşmiş küçük toplumlarda, sanatın felsefeden beslenen zihinsel bir etkinlik olabilmesi ve bununla birlikte sosyolojik etki yaratacak bir entelektüel alan olabilmesi, yakın geçmişimiz itibarıyla nerdeyse imkansız... Hele ontolojik değerler kapsamında ele alınan sanatın, ihtiyaç duyulan bir plastik yaratı olarak bile yer edemediği toplumlarda sanatın yeşermesini beklemek, oldukça anakronik bir beklenti olurdu. Bırakalım modernitenin gereği olarak sanatın bir entelektüel ürün temelinde algılanmasını, dini inançların transandantal açıdan cisimleşmesini yeğleyen bir zanaat anlayışı olarak da, bu adada Kıbrıslıtürk sanatının kalkınamadığını görürüz. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- FEHİMAN EMİNER -
Karpaz, Kıbrıs haritasına şekil veren ve İskele’den Karpaz Burnu’na kadar olan bölge olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 80 kilometre uzunluğunda olan Karpaz yarımadası haritada dar ve uzun görünmesine rağmen, iki taraftaki denizi görebilmek ancak yarımadanın en uç noktasında mümkün olabilmektedir. Yarımadanın yüksek yerlerinden henüz daha buruna gelmeden iki taraftaki deniz görülebilse de yolculuk boyunca hüküm süren coğrafi özellikler buna izin vermemektedir. Karpaz, tipik Akdeniz bitki örtüsünün en yoğun görüldüğü ve adanın yeşili bol bölgelerindendir. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- TUFAN ERHÜRMAN -
Kıbrıs Türk solu daha önce hiçbir hayal için muhayyilesini bu kadar zorlamamıştı. Hedef belliydi: Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplumları tek bir devlet çatısı altında barış içinde bir arada yaşamalıydı. Geçmişte bu konuda ciddi bir deneme gerçekleştirilmiş ancak bu deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Başarısızlığın nedenleri araştırılırken, özellikle İngiliz ve Amerikan emperyalizminin “böl ve yönet” politikası öne çıkıyor, Kıbrıs’ta Helen ve Türk kimliklerinin üzerinde bir Kıbrıslı kimliği yaratılamamış olmasının faturası bu politikaya kesiliyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşatılamamış olmasının müsebbibi, Kıbrıs’ta bir “Kıbrıslı milleti”nin ya da en azından ortak bir “Kıbrıslı kimliği”nin tahayyül edilememiş, dolayısıyla oluşturulamamış olmasıydı. Kıbrıs Türk solu için bu tespit, üzerinde çok da fazla tartışılması gerekmeyen bir veriydi ve projeler ve politikalar bu veriden hareketle oluşturulacaktı. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- BİRİKİM ÖZGÜR -
Kıbrıs Yazıları’nın 2. sayısında yayınlanan, eğitim alanında dünyadaki reform hareketlerini incelediğim yazımda, Kuzey Kıbrıs’taki reformlarla ilgili olarak altını çizmeye çalıştığım nokta, yaklaşımlar ve bilimsel süreci siyasi sonuçlardan ayıran değerlendirmeydi. Bu yazı, biraz da sözünü ettiğim yazının devamı niteliğinde olduğundan, konuyla ilgili kısmı buraya aynen aktararak başlamak yararlı olabilir: “… Kuzey Kıbrıs’taki eğitim reformunun yaklaşımlar ve bilimsel süreç itibarı ile çağdaş ama siyasi sonuçları itibarı ile güçlendirilmesi gereken bir reform hareketi olduğu görülmektedir. Bu sayede, gelecekte, Kıbrıs Türk kimliğinin Kıbrıs’ta milliyetçi – etnik bi ayrışmayı/ayrılığı/ayrılıkçılığı değil siyasi eşitliği ve ülkeyle birlikte AB’nin kültürel zenginliğini temsil etmesi mümkün kılınabilir.” Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- MUHİTTİN TOLGA ÖZSAĞLAM -
Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’de son yıllarda Avrasyacılık kavramı çeşitli kesimler tarafından çok sık gündeme getirilmeye başlanmıştır. Siyasetin gündemine ve özellikle dış politikaya sokulmaya çalışılan Avrasyacılık kavramının teorik ve tarihsel arka planına ilişkin bir entelektüel çalışmanın olmadığı göze çarpmaktadır. Bu tartışmanın yapılmaması Avrasyacı düşüncenin siyasi ve entelektüel çevrelerde bilgiye sahip olmadan ya tam anlamıyla reddine yada tam anlamıyla kabul edilmesine neden olmaktadır. Bu yazıda, Avrasyacı düşüncenin tarihten günümüze yaşadığı serüveni, kültüre, imparatorluğa, ulus-devlete ve uluslararası ilişkilere bakışı tartışılmaya çalışılacaktır. Böylece, Avrasyacılığın genel çizgileriyle nasıl bir düşünce olduğuna ilişkin bir resim çizilecektir. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- ASLI SÜMER -
İsrail, 12 Temmuz 2006 tarihinde, Hizbullah militanlarının iki askerini kaçırması ve çıkan çatışmalarda sekiz askerinin öldurulmesinin ardından kuzey komşusu Lübnan’ı bombalamaya başladı. Hizbullah, kaçırılan askerleri İsrail’de tutuklu bulunan Lübnanlı ve Filistinli mahkumlarla değiş tokuş etmeye hazır olduğunu açıkladı; ki bu tip pazarlıklar daha önce de yapılmış ve sonuçlandırılmıştı. İsrail Dışişleri Bakanlığı, “teröristlerle herhangi bir konuda pazarlığa oturmanın söz konusu olmadığını” bildirirken, Başbakan Ehud Olmert’in açıklaması netti :“İsrail’in cevabı kısıtlı ama çok acı olacak”. Öyle de oldu. Sonuçta kaçırılan İsrailli askerler bulunamadı ama, bir aydan fazla süren saldırıların sonucunda Lübnan’da en az üçte biri çocuklar olmak üzere 1.100’ün üzerinde kişi hayatını kaybetti. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- DİLEK LATİF -
Soğuk Savaş’ın bitişini takip eden dönemin en tartışmalı konularından biri insani müdahale sonrası barış inşa etme süreciydi. Barış inşası, genel olarak silahlı çatışma sonrası savaş yorgunu toplumlarda, barışın sağlamlaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Barış inşası, nispeten yeni bir kavram olup Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Butros B. Ghali’nin “Bir Barış Gündemi”1 isimli raporunda Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güvenlik sorunlarıyla başa çıkmak için formüle edilen dört öğeden birini oluşturmaktadır. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- TÜMAY TUĞYAN -
“Türkiye’de kadın hareketinin öncülerinden gazeteci- yazar Duygu Asena, beyin tümörüne bağlı solunum durması nedeniyle vefat etti.” İşyerinde, Anadolu Ajansı’nın haber akışının izlendiği bilgisayarın başında otururken, sabah saat 09:18’de ekrana düşen haberin giriş cümlesi buydu. O an hissettiklerimi en doğru tanımlayacak kelime sanırım “umutsuzluk”. Kadınlara aslında var olduklarını kim anlatacaktı bundan sonra? Ve de erkeklere, kadınların da kendileri gibi var olduklarını. Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- TUFAN ERHÜRMAN -
Son günlerde basında sıklıkla yer alan, Kıbrıs’ın iki tarafındaki toplu mezarların açılmaya başlandığına ilişkin haberler karşısında neler hissediyordur acaba Kıbrıslılar? Acı mı? Üzüntü mü? Sıkıntı mı? Nefret mi? Güney Afrika’nın Nobel edebiyat ödülünü almış dünyaca ünlü yazarı John Maxwell Coetzee bir Kıbrıslı olsaydı ve “ne hissediyorsunuz?” diye ona yöneltilseydi bu soru, sanırım “utanç” yanıtını verirdi. Hem de Kıbrıs’ın hangi tarafında doğup büyüdüğüne, hangi tarafında yaşadığına, o dönemde herhangi bir görev üstlenip üstlenmediğine, olaylardaki dahlinin ne düzeyde olduğuna, hatta o dönemde yaşayıp yaşamadığına bakmaksızın! Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|
|
- HÜRREM TULGA -
24 Nisan referandumuna doğru, 2002 Kopenhag Zirvesi yaşanırken, Kıbrıs Türk toplumunun meydanlarda gerçekleştirdiği zirvelerin de en büyüğü yaşanıyordu. Küçük toplumun atardamarları meydanlarda atıyordu... Toplum, örgütleriyle, partileriyle her renk ve her kesimden insanıyla, “birleşik sesini ve mücadelesini” koyuyordu ortaya. Kıbrıs sorununun çözümünde “ulusal, uluslararası” pek çok faktörün yanı sıra, kendisinin de bir aktör olduğunu hatırlatıyordu “Bu Memleket Bizim Platformu”nda cisimleşen temsiliyeti ile... Sayı 3-4 / Yaz-Güz 2006 | Yorum Ekleyin |
|