İnsanlık, özellikle batılı toplumlar, anlaşılması, algılanması ve izlenmesi oldukça güç olan hızlı bir değişim ve dönüşüm içindedir. Temelde hâlâ “sanayi toplumu” olarak anılmalarına rağmen, “batılı toplumlar”ın, günümüzde “sanayi toplumu” modelinden “bilgi toplumu” modeline, “Fordist üretim” tarzından, “Post-Fordist” üretim tarzına ve “modernite”den de “post-modernite”ye geçtikleri yıllardır ifade edilmektedir. Altında ekonomik, kültürel ve siyasi küreselleşme olgusunun yattığı kabul edilen bu gelişmeler ise, doğal olarak, yıllarca önce “sanki bir daha hiç tartışılmayacak ve değiştirilmeyecek”miş gibi tanımlanmış olan bazı kavramları zorlamakta ve bu kavramların anlam, kapsam ve içerik bakımından yeniden yorumlanarak tanımlanmasını gündeme getirmektedir. “Egemenlik”, “ulus devlet”,” laiklik”, “sol”, “liberalizm” ve hatta “cumhuriyet” gibi bir zamanlar “yerleşmiş” olarak kabul edilen bazı kavramların ortaya çıkan yeni eğilimler ve yönelimler doğrultusunda yeniden yorumlanması ise, yorum faaliyetinin doğal bir parçası olarak, bu kavramların tarihsel gelişim süreçlerinin de yeniden gözden geçirilerek irdelenmesini zorunlu hale getirmektedir.