Özellikle bizim gibi homojen kültür yapısına sahip olmayan, birçok kez sömürgeleşmiş küçük toplumlarda, sanatın felsefeden beslenen zihinsel bir etkinlik olabilmesi ve bununla birlikte sosyolojik etki yaratacak bir entelektüel alan olabilmesi, yakın geçmişimiz itibarıyla nerdeyse imkansız... Hele ontolojik değerler kapsamında ele alınan sanatın, ihtiyaç duyulan bir plastik yaratı olarak bile yer edemediği toplumlarda sanatın yeşermesini beklemek, oldukça anakronik bir beklenti olurdu. Bırakalım modernitenin gereği olarak sanatın bir entelektüel ürün temelinde algılanmasını, dini inançların transandantal açıdan cisimleşmesini yeğleyen bir zanaat anlayışı olarak da, bu adada Kıbrıslıtürk sanatının kalkınamadığını görürüz.